İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 719 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 1294305 defa okunmuş ve 1373 yorum yazılmıştır.

Sigmund FREUD

Kategori Kategori: Bilim adamları | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 1458 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 22 Kasım 2009 08:53:42

Sigmund Freud 1856yılında Moravya;da doğmuş 1939yılında İngiltere;de hayta gözlerini yummuştur.Buna rağmen hayatının seksen senesi İngilterede geçmiştir.Nazilerin 1937 de ele geçirmesi sonucu ömrünün son yıllarını İngilterede geçirmiştir.

                                     Sigmund Freud ‘un Bilimsel Mirası

 

Sigmund  Freud 1856yılında Moravya’da doğmuş 1939yılında İngiltere’de hayta gözlerini yummuştur.Buna rağmen hayatının seksen senesi İngiltere’de geçmiştir.Nazilerin 1937 de ele geçirmesi sonucu ömrünün son yıllarını İngiltere’de geçirmiştir.

 

Freud 3 yaşında iken ailesi tarafından Charles Darwin’in yazdığı “Varlıkların kökeni”ni görmeye Viyana’ya götürülmüştür.Bu kitap insanoğlunun insan hakkındaki fikirlerini değiştirmek için yazılmıştı.Bu çalışmalar sonucunda,diğer canlı türlerine oranla tek farklılığı daha kompleks bir varlık olması olan insan ,bilimsel çalışmaların bir nesnesi haline gelmiştir.

 

Freud 4 yaşında iken Gustav Fechner psikoloji biliminin temelini attı.19.yy. bu büyük bilim adamı ve düşünürü  1860 yılında ,aklın bilimsel olarak incelebileceğini ve sayısal bir şekilde hesaplanabileceğini gösterdi.Böylece psikoloji de diğer bilim dalları arasında yerini almış oldu.

 

Darwin ve Fechner Freud’un entelektüel gelişiminde önemli rol oynadılar.Freud’u çok derinden etkileyen diğer ilham kaynakları da vardı.Bunlar fizikten gelenlerdi. Bugün  hayatımızı kolaylaştıran pek çok emek tasarrufu sağlayan aygıt ve araç 19.yy. fizikte yapılan bu buluşların birer sonucudur.Bu bilgiler bu işlerden başka bizleri insanoğlu hakkında yeni fikirlerle de donatmıştır.Fechner insan beyninin bilimin dışında kalmadığını ,laboratuarlara getirilip hassas bir şekilde ölçülebileceğini göstermiştir.

 

19.yy. Freud biyolojik araştırmalar ile uğraşan genç bir bilim damı olarak bu yeni fizikten ilham almakta hiç gecikmedi.Freud Viyana Üniversitesi  Fizyoloji Bölüm Başkanı Ernst Brücke’nin etkisi altına girmiştir.Brücke’ye teşekkürler ki ,yirmi küsur sene sonra Freud,dinamiklerin kanunlarının ,insanın vücuduna olduğu kadar ,insanın kişiliğine de uygulanabileceğini bulmuştur .Bu buluş üzerine Freud dinamik bir psikoloji yaratma yoluna koyuldu.

 

Freud Dinamik Bir Psikoloji Yaratıyor

 

Freud tıp diplomasını 1881 yılında almışsa da doktorluk yapmaya hiç niyetlenmemiştir.Aksine hep bir bilim adamı olmayı istemiştir.Bu amacına ulaşmak için Viyana Üniversitesine girmiştir.İlk araştırmasını 1876 da eel balığının belirsiz testilerini araştırmış ve bulmuştur.Bundan sonra gelen 15   yıl boyunca kendisini sinir sisteminin araştırılmasına adamıştır.Ancak eşi ve 6 çocuğunun geçimi için Brücke’nin tavsiyesi ile

Tıp üzerine çalışmaya başladı.

 

Aslında Freud’un tıpla pratik alanda uğraşmaya zorlanması onun için talihli bir durum olmuştur.Eğer teorik araştırmalarla uğraşan bir doktor olarak kalsaydı dinamik psikolojiyi asla yaratamayacaktı.Hastalarıyla sürekli temas halinde olması onu psikolojik bazda düşünmeye sevk etmiştir. Freud diğer bilim adamlarının çalışmalarından da yararlandı ki bunlardan biri Joseph Breuer’dir.Bu bilim adamının cathexis veya problemleri dışa konuşmak metodu ve bilimsel merak ve acarlığı sayesinde , hatlarının zihinlerin içine daha derin girmeye başladı.Bu çalışmalar ona bu anormal septomlarin yaratılmasında iş başındaki o dinamik güçlerin sorumlu olduğunu gösterdi.En sonunda bu güçlerin bilinçdışı  olduğu fikrinde yoğunlaştı.İşte bu fikir Freud’un bilimsel hayatında bir dönüm noktasıdır.Fizyoloji ve nörolojiyi bırakarak psikoloji araştırmacısı haline geldi.

 

1890’larda hastalardan toplanan verileri kontrol amacıyla  kendi bilinçdışının geniş bir analizini yapmaya başladı.Kendi rüyalarını analiz ederek ve kendine , aklına ne gelire söyleyerek ,kendi iç dinamiklerinin nasıl çalıştığını anlama fırsatı buldu.Daha sonra Freud “Benim hayatım sadece bir amaç üstüne hedeflenmiştir ,zihinsel aygıtın nasıl oluşmuş olduğunu ve burada hangi güçlerin rol aldığını ve nasıl iç içe hareket ettiklerini tahmin etmek veya özümsemek üzerinedir.” diye yazacaktır.

 

Freud’un “Rüyaların Yorumu” kitabını başarısızlığı onu yıldırmamıştı.Onu takip eden seneler boyunca Freud’un kaleminden pek çok mükemmel makale ve kitap çıkmıştır.1904’te ,dil sürçmesi, hatalar,kazalar ve hatalı hafıza gibi durumların bilinçdışı motiveden kaynaklandığını yeni bulduğu tezini içeren  “Gündelik Yaşamın Psikopatolojisi” adlı eserini yayınladı.Bundan sonraki  sene içinde 3 önemli  eser daha çıkardı.

 

Freud her ne kadar birkaç yıl bilim dünyasındaki insanlardan kopuk bir halde çalışmışsa da onun psikanalitik metodunun başarısı ve yazdığı yazılar ,Freud’un adının yayılmaya başlamasını sağlamıştır.1909’da Messacusetts eyaletinin Worcsher şehrindeki Clark Üniversitei2nin 20. kuruluş yıl dönümünde bir konuşma yapmak üzere Amerika’ya davet edilmiştir.Bu da onun akademik açıdan  kabul görmesinin bir kanıtıydı.Böylece Freud daha fazla tanınmış ve 1.Dünya Savaşı sonrasında ismi dünyadaki  milyonlarca kişi tarafından bilinmeye başlanmıştır.

 

Tüm hayatı  boyunca yazmaya devam eden Freud’un her sene önemli bir kitabı yayınlandı.Onun24 ciltten oluşan ve İngilizce olan çalışması bulunmaktadır.Freud çok iyi bir nesir yazıcıydı.

 

 

                                                     Kişiliğin Organizasyonu

 

Freud tarafından algılanan “tüm bir kişilik” üç ana istemden oluşur.Bunlar ırası ile id ,ego ,süperego’dur.Zihinsel açıdan sağlıklı bir inanda bu üç sitem ,birleşik ve harmoni içinde oluşmuş bir organizasyondur.Beraberce çalışarak bireyin çevresi ile etkili bir işlevde bulunmasını sağlarlar .Bunun tersi durumlarda ise bireyin dengesiz olması söz konusudur.

 

İD

 

İdin  tek işlevi ,organizma içinde dahili ve harici uyarılmalar tarafından salınan uyarı verici niteliklerin hemen deşarj edilmesidir.İdin bu işlevi Freud’un “haz prensibi” diye adlandırdığı

, hayatın atasal veya ilkesel prensiplerini yerime getirmektir.Haz prensibinin amacı kişiden gerilimi atabilmek veya mümkün olduğu kadar  düşük seviyelere çekmektir.Gerilim bir acı olarak hissedilirken  giderilmesi bir haz  veya tatmin olarak hissedilir.Öyleyse haz prensibinin amacı acıdan kaçınıp hazza ulaşmaktır.

 

Haz prensibi tüm canlılarda bulunan evrensel bir olgudur.En ilkel şekli ile id kendisine varan  duygusal uyarıyı, motor yolları vasıtası ile hemen deşarj eden bir refleks aygıtıdır.Örneğin gözün retinası üzerine çok parlak bir ışık düşmesi halinde göz kapağı kapanır ve ışığın retinaya varması engellenir.Bunun sonucunda sinir sisteminde bu ışık tarafından oluşturulan gerilimler sakinleşir.

 

Eğer organizmada meydana gelen tüm gerilmeler reflekslerle giderilebilseydi  psikolojik gelişmelerin ilkel refleks aygıtının ötesine geçmesi mümkün olmayacaktı.Refleks ile uygun bir şekilde  deşarj edilemeyecek pek çok gerilim vardır.Örneğin bebek acıktığı zaman  bu açlık ile oluşan sancılar normal olarak bir gıda maddesi oluşturamaz.Bunun yerine bir nevi rahatsızlık veya ağlamaya sebep olur.Bu ancılar bebek beslenmedikçe artacak ve sonuçta bebeğin ölümü ile de sonuçlanacaktır.Eğer bebek açlık hissetmeden tüm ihtiyaçları karşılansa idi hiçbir psikolojik gelişme olmayacaktı.Ancak ebeveynleri bebeğin yanında olmasına rağmen bebeğin her ihtiyacı önceden kestirilip karşılanmaz.Bebek ister istemez  belli bir derecede engellenme ve rahatsızlık hissini deneyimleyecektir.Bu deneyimleri idin gelişmesine uyarıcı bir etkide bulunacaktır.

 

İd içinde böylesi bir engelleme hissi şeklinde yer alan bu deneyim birincil süreç olarak adlandırılır.Birincil sürecin doğasını anlamak için  , insanoğlunun psikolojik potansiyellerinden  bazılarını incelemek gerekecektir.Psikolojik aygıt bir duyusal uç ve bir de motor uçtan oluşmaktadır.Duyusal uç, uyarıları algılamada uzmanlaşmış duyu organlarından  ,motor uç t a kımıldama ve hareket organları olan kaslardan oluşur .Refleks hareketler için sadece duyulara ,kaslara ve  bu mesajların duyusal uçtan motor uca sinirsel uyarılar olarak taşınmasında yer alacak bir sinir sitemine ihtiyaç vardır.

 

Duyusal siteme ve motor sinirine ilaveten bireyin algılama sitemine ve hafıza istemine ihtiyacı vardır.Algılama sitemi duyu organlarından uyarıları alır  ve duyu organlarına sunulan bu nesnenin zihni bir imgesini oluşturur.Bu zihinsel imgeler hafıza isteminde hafız izleri olarak saklanır.Hafıza izleri aktif hale getirildiklerinde , bireyin orijinal olarak  hafıza imgelerini sakladığı nesne beyinde canlandırılır.örneğin geçmişte bebek her acıktığında beslenmişti  .Beslenme boyunca bebek görür ,tadar,koklar ve yemeği hisseder ve tüm bu algılar onun hafıza sistemine kaydedilir.Tekrarlama sayesinde yemek  gerilim azaltma işlemi ile bağdaştırılır.Sonrasında bebek hemen orada beslenmeze  açlık gerilimi , ilişkili olduğu  yemeğin bir hafıza imgesini yaratır.Böylece id  içinde açlık gerilimini azaltmaya muktedir bir nesnenin imgesi mevcut olur.Yani kısaca , gerilimi azaltmaya yarayan bir nesnenin hafıza imgesini üretmeye yarayan ürece birincil sürç adı verilir.

 

Birincil süreç Freud’un “algılamanın niteliği”  adını verdiği olguyu meydan getirerek , gerilimi deşarj etmeye çalışır.”Algılamanın Niteliği” ile Freud , hafıza imgesi ile algılamanın id tarafından  aynı şey olduğunun düşünüldüğünü anlatmak istemektedir.İd için ,yemekle ilgili hafıza yemeğin kendisinin edinilmesi ile aynıdır. Birincil süreç olmasa idi  , kişi ihtiyaçlarını sadece amaçsız  bir deneme yanılma metoduyla karşılamak zorunda kalacaktı.Birincil ürecin gerilimi tek başın yeterince karşılayamayacağından dolayı ikincil bir süreç geliştirilmiştir.Fakat ikincil süreç ego ya aittir.

 

Freud’ göre id pişik enerjinin birincil kaynağı ve içgüdülerin oturduğu yerdir.İd dış dünyadan çok  beden ve bedensel süreç ile ilişki içindedir.Ego ve süperegoyla karşılaştırıldığında idin bir organizasyon içinde olmadığı görülür.İd dış dünya ile bağlantısı olmadığı için değişmez. Ancak ego tarafından kontrol edilir.

 

İd mantık ile yönetilmez , değer yargısı ,ahlak ve moralden yoksundur.Sadece haz kurallarına bağlı olarak iç güdüsel olarak ihtiyaçların tatmin edilme prensibi ile çalışır.İd ya bir hareket ile içinde veya istek gerilimi bazında deşarj olur ya da egonun etkisine boyun eğer ki bu iki durumda da enerji hemen deşarj edilir.Freud çok sık aralıklarla ve yoğunlukla tekrar edilen deneyimlerin ,birbirini takip eden kuşaklardaki bireylerin idlerinde daima kalıtımlar bıraktığına inanmıştır.

 

İd kişiliğin üzerine kurulu olduğu bir temeldir.İd çocuksu karakterini tüm yaşam boyunca muhafaza eder.Gerilimi hemen gidermek ister.Israrcı,irrasyonel, asosyal,bencil ve haz düşkünüdür.Kişiliğin şımarık çocuğudur.O her şeye gücü yetendir çünkü arzularını hayal, fantezi halüsinasyon ve rüyalarla giderebilen sihirli bir kudrete sahiptir.

 

EGO

 

İdin refleks ve de istekler  ne aç bir insana yemek ne de cinsel açıdan motive olmuş bir insana eş tatmin eder. Kişi çevre ile olan motivasyonunu sağlamak için dış gerçekliği de hesaba katmalıdır, ya kendini o maca adapte ederek ya da o amaç üstünde bir güç kullanarak ihtiyacı olan şeyleri elde etmek durumundadır.Kişi ile çevre araındaki bu etkileşim egoyu  doğurmuştur.

 

Uyumlu bir insanda ego kişiliğin  başkanıdır ,idin ve süperegonun yönetmenidir,dış dünya ile olan pazarlığı kişiliğin tüm çıkarları ve fazla abartılmış ihtiyaçları doğrultusunda sürdürür.

 

Ego haz prensibi yerine gerçeklik prensibi ile yönetilir. Gerçeklik varolandır. Gerçeklik prensibinin amacı İhtiyaca karşılık verecek olan nesnenin bulunması veya meydana getirilmesine kadar enerjinin deşarjını ertelemektir.Gerçeklik prensibinin oluşturulması haz prensibinin yasaklanması manasına gelmez .Burada söz konusu olan haz prensibinin gerçeklik adına bir süre askıya alınmasıdır.Gerçeklik prensibi en onunda hazza doğru gidecektir.

 

Gerçeklik prensibi ikincil  süreç tarafından sunulur.İkincil sürecin anlaşılması için birincil ürecin bizi nereye götürdüğüne bakmak gerekir.Birincil süreç bireyi ,ihtiyaçlarını karşılayabileceği  nesnenin var olma konumuna getirilmesidir.İşte bu aşama , ikincil ürecin işletilmesi sayesinde  oluşur.İkincil süreç gerçeklerin , düşünce ve idrak etme yoluyla geliştirilmiş bir eylem planı dahilinde  keşfedilmesi veya yaratılabilmesinden oluşur.İkincil süreç sırdan bireyin düşünme ve problem çözme diye adlandırdıkları şeyden başka bir şey değildir.

 

Kişi, işleyip işlemeyeceğini görmek üzere bir planı uygulamaya koyduğu zaman  o kişinin gerçeklik esti yaptığı kabul edilir.Eğer test başarısız olursa yeni bir plan yapılır ve uygulamaya konulur.BU doğru çözüm bulunana kadar devam eder ve deşarj olununcaya kadar sürer.

 

İkincil süreç birincil sürecin yapmaya güç yetiremediğini yerine getirir, yani zihnin sübjektif dünyasını fiziksel gerçekliğin nesnel dünyasından ayırır.İkincil süreç , bir nesnenin imgesini sanki nesnenin kendisiymiş gibi gören birincil sürecin hatasını yapmaz.

 

Gerçeklik sürecinin işlemesi  kişinin hayatında diş dünyanın daha önemli bir rol almaya başlaması  algılama ,hafıza ,düşünme ve eylem gibi psişik süreçlerin özenle işlenmesine ve büyümesine yardımcı olur.

 

Algılama sistemi , dış dünyanın daha büyük bir hassasiyetle ve detayla anlaşılmasını sağlayacak olan ,daha ince ve hassas ayrımcı güçler geliştirir.Dünyayı taramayı ve çevreden yararlı olabilecek öğeleri edinip  karşılık yaratabileceklerini ayrıştırmayı öğrenir.:Bu bilgilere ilaveten düşünmek , hafıza sisteminde depolanmış olan bilgilerin kullanılmasını sağlar.Hafıza ,hafıza imgeleri arasındaki ilişkinin oluşturulmasıyla ve bir notasyon sisteminin , lisanın geliştirilmesiyle daha etkili bir hale gelir.Kişinin bir şeyin  doğruluğu veya yanlışlığı konusunda daha kesin  kararlar vermesine olanak veren değerlendirme yeteneği gelişir. Diğer değişiklikler ise motorik sistemdedir.Kişi kaslarını daha becerikli bir şekilde kullanmayı ve daha karmaşık hareket şekillerini öğrenir.Tümde bu psişik işlevlerin adaptasyonu sayesinde kişi daha akıllı daha etkili bir şekilde davranır ve daha fazla tatmin ve haz edinme doğrultusunda  çevreyi ve iç güdülerini iyice öğrenir.

 

Gerçeklikten başka egonun ide benzeyen bir işlevi daha vardır.Bu gündüz rüyaları ve fanteziler üreten bir işlevdir.Ego her ne kadar genelde çevreyle birlikte hareket etmenin bir ürünü  ise de , egonun gelişim çizgileri soyaçekim  ve doğal büyüme süreci tarafından belirlenir.Bu insana doğuştan verilmiştir.

 

SÜPEREGO

 

Kişiliğin 3. ana öğesi süperego , kişiliğin ahlaki veya yargılayıcı bölümüdür.Gerçeklik ve hazdan çok memnuniyet için çalışır.Kişinin moral kodudur.Ebeveynlerin neyin iyi neyin kötü olduğuna karşı standartlarından yola çıkan ve bunları özümseyen çocuğun egosundan gelişir.Çocuk haza erişmek ve acıdan kaçınmak için sadece gerçeklik prensibine uyması gerektiğini değil ,aynı zamanda ebeveynleri ahlaki kurallarına göre davranması gerektiğini öğrenir.Bu uzun süreç süperegonun oluşmasına fırsat  verir.

 

Süperego benlik ülküsü ve vicdan denen iki ara sistemden oluşur.Benlik ülküsü çocuğu ebeveynlerinin davranışlarının iyi olduğu düşüncesine denk düşer.Ebeveynler bu erdem standartlarını  çocuğa ,çocuğun  onların çizgisi ile  uyuşan bir eylemi gerçekleştirmesi üzerine , onu mükafatlandırarak  aşılarlar.Örneğin çocuk derli toplu olduğu için her seferinde mükafatlandırılırsa derli toplu olma olgusu çocuk için bir ideal haline gelir.Eğer çocuk kirli olduğu için her seferinde cezalandırılmış ise , o zaman çocuk kirli olmayı kötü bir şey olarak düşünür .benlik ülküsü ve vicdan ahlak parasının iki ayrı yüzüdür.

 

Mükafat ve cezalar kaynakları  ne olursa olsun  iç gerilimi arttıran veya azaltan olgulardır.Ebeveynler gibi süperego da kurallarını  mükafat veya ceza yoluyla kabul ettirir.Bu mükafat ve cezalar  kişiler eylemlerini kontrol ettikleri için ve ahlaki veya ahlaki olmayan eylemleri  oluşmasında   sorumlu olduklarından dolayı ego  ile müzakere edilir.Eğer eylem egoya uygunsa  mükafatlandırma ,değil ise ceza işlemi uygulanır.Egonun ceza veya mükafatlandırılması için bu işi sadece eylemsel olarak yapması değil düşünmesi bile yeterlidir.Bu bağlamda süperego sübjektif ve objektif arasında bir ayrım yapmayan idi andırır.Bu çok erdemli bir hayat yaşaya n insanların neden vicdan azabı çektiğini izah eder.

 

Yaşanan bir çok talihsizlik  az yada çok  yanlış yapılan bir şeylerin sonucunda  kişinin kendi kendini cezalandırmasının bir sonucudur.örneğin bir kızla cinsel ilişkide bulunduktan  kıs bir süre sonra  kaza yaparak arabasını bir enkaza çevirmesidir.Süperego tarafında kullanılan mükafat ve cezalar, kendiyle gurur duyma ve bunu tersi olan suçluluk duygusu ve aşağılık hissidir. Gurur kendini sevmeye eş değer bir duygu  suçluluk veya aşağılık duygusu ise kendi kendinden nefret etmektir,bunlar ebeveynsel  sevgi ve ebeveynsel reddetmenin içsel temsilcileridir.

 

Çocuğun süperegosunun ebeveynlerin süperegosu olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.Ebeveynlere ilaveten çocuğu süperegosunun gelişiminde toplumun diğer birimleri de rol oynar.Öğretmenler,bakanlar,polisler,aslında çocuk üzerinde otorite sağlayabilecek her kişi veya kurum bir ebeveyn görevi görürler.Çocuğu diğer otoritelere verdiği reaksiyonlar ebeveynlerinden aldığı değer yargıları çerçevesinde gerçekleşir.

 

Süperegonun işleyiş amacı kontrolsüz olarak ifade edildiklerinde toplumun huzurunu edebilecek iç güdülerin kontrol ve düzenlenmesidir.Süperegonun toplumsallaşmanın bir ürünü ve kültürel değerlerin bir aracı olduğu düşünülebilir.id ego ve süperego tek başların hiçbir şey belirtmezler.Ego idin içinden ,süperego da egonun içinden oluşur.

 

                                      KİŞİLİĞİN DİNMİKLERİ

 

PSİŞİK ENERJİ

 

Kişiliğin her üç sitemini de işleten enerjiye psişik enerji denir.Burada psişik enerji ile ilgili herhangi bir  gizemli,hayati veya doğaüstü durum söz konusu değildir.Her enerji türünün yaptığı gidi bir iş yapma gücü vardır.Mekanik enerjinin mekanik işler yapması gibi psişik enerjide psişik işler yapar.Örneğin düşünmek,algılamak,hatırlamak...

 

Bedensel enerjinin psişik enerjiye, psişik enerjinin de bedensel enerjiye dönüşebileceğini söyleyebiliriz.Bu dönüşümler daimi bir şekilde olmaktadır.Düşünürüz ve sonra eylemi yaparız veya ses dalgalarının paterni ile uyarılırız ve birisinin konuştuğunu işitiriz.

 

İÇGÜDÜ

 

Kişilik işlemlerinin yerine getirilmesinde kullanılan enerji içgüdülerden elde edilir.İçgüdü doğuştan gelen ve   yönü psişik sürece doğru yönelen bir olgudur.İç güdünün bir kaynağı , bir macı , bir nesnesi ve bir itici kuvveti vardır.İçgüdüsel enerjinin an kaynakları ,bedensel  ihtiyaçlar veya dürtülerdir.Bir ihtiyaç veya dürtü beden içinde oluşan enerjinin serbest bırakılmasına sebep olan uyarıcı bir süreçtir.BU içgüdüsel enerji daha sonra  amaç yönünü  sırasıyla  sezinleme,hafıza ve düşünmeksizin oluşan pişik sürece doğru  çevirir.

 

Bir içgüdünün amacı bedensel bir ihtiyacın giderilmesidir.bir içgüdünün amacı  o iç güdünün kaynağını ortadan kaldırmaktır.Freud rahatlamaya ilave olarak amaca ulaşmadan önce yerine getirilmesi gereken ikincil amaçların da olduğunu gözlemiştir. Açlığın giderilmesinden önce yemeğin bulunması ve yenmesi şarttır.Yemeğin bulunması ve yenmesi  açlığın giderilmesinde ikincil olan amaçtır.Freud bir iç güdünün nihai amacını dahili amaç ,ikincil macını da harici amaç olarak tanımlar.

 

Bir içgüdünün macının tutucu olduğunu söyleyebiliriz.Çünkü hedefi böyle bir rahatsızlığın oluşmasındaki tansiyonel sürecin giderilmesi, böylece de kişiyi bir önceki kin durumun geri döndürmektir.Bir iç güdünün gidişatı her zaman bir gerilimden rahatlamaya doğrudur. Başka bir şekilde ifade edersek  bir içgüdü her zaman daha önceden oluşmuş olan konumuna gerilemeye çalışır.İçgüdünün kendini tekrarlamaya olan meyli  ,yani gerilimden rahatlamaya,rahatlamadan  gerilmeye geçen döngüsüne , tekrarlama takıntısı denir.Örneğin periyodik ve düzenli uyanma aktivitesini takip eden  uyuma aktivitesindeki durum böyledir.

 

O halde bir içgüdünün amacı . muhafazakar ,gerilemeci ve tekrarlayıcı bir özellik taşır.

 

İçgüdünün nesnesi amacın gerçekleştirilmesine yarayan nesne veya imkanlardır.Örneğin açlık içgüdüsünün nesnesi yemek yemektir.Nesne ve imkanlar bir iç güdünün en değişken özellikleridir.Bu değişime neden olan çeşitlilik aynı zamanda kişilik gelişiminin ana temalarından biri olmasını sağlamıştır.

 

Bir içgüdünün şiddeti , içinde bulundurduğu enerji tarafından belirlenen kuvvetidir. Çok aç olma durumu  biraz aç olma durumuna oranla psişik ürece daha fazla içgüdüsel bir güç verir.

 

İçgüdülerin dayandığı yer  iddir.id pişik enerjinin gerçek deposudur.

 

PSİŞİK ENERJİNİN DAĞITIMI VE DIŞARI ATILMASI 

 

İD

 

İdin enerjisi refleks hareketi ve istek giderimi yoluyla içgüdüsel haz için kullanılır .Enerjini bir nesnenin imgesi üzerinde yapılan yatırımı  veya enerjinin bir içgüdüyü tatmin edecek bir nesne için dışarıya boşaltılmasına nesne seçimi veya cathexis adı verilir. İdin tüm enerjisi nene cathexi için tüketilir.Enerji yolu nesneden nesneye çok hızlı bir şekilde geçebilir bunun sonucunda enerjinin yönü de değişir buna  yön değiştirme adı verilir.İdin enerjisi nesneler arasında ince bir ayrım yapmaya muktedir olmasından dolayı çok değişkendir.

 

İdin bu urumu isnatçı  düşünce adı verilen çarpıtılmış bir düşünce yaratır.Örneğin bir ağaç ve erkek cinsel organı , her ikisinin de dışarı doğru çıkan ,uzayan bir fiziksel karakteri paylaşmasından dolayı    kişinin zihninde eşit tutulduğu zaman bu kişinin isnatçı düşünme yaptığı söylenebilir.Bu tip düşünme özellikle rüya ve yorumlarında gözükür.

 

İçgüdüsel enerjinin yönsel kışı , ego veya süperego süreci tarafından bloke edildiği zaman  , enerji dirençlerini kırıp geçmeye ve kendini fantezilerle veya eylemlerle deşarj etmeye çalışır.  Bu eylemde başarılı olduğu zaman  Ego zayıflamış olur.Kişi konuşmada , yazmada ,idrak etmede ve hatırlamada  hatalar yapmaya başlar ve kafası karıştığı için kazalara maruz kalır.İd içgüdüsel enerjisinin deşarj  edilmesi için çıkış yolu bulmadığı zaman  ego veya süperego tarafından bu enerjiye el konur .

 

EGO

 

Egonun kendi başına bir enerjisi yoktur.İd içinden çıkan psişik enerjinin  egoyu oluşturan ve görünmeyen bir süreç içinde yönlendirilmesine kadar geçen sürede var olduğu söylenemez.O ana kadar var olan bu yeni süreç ego atri bir sistem  olarak uzun ve karmaşık gelişimine başlar.

 

Egonun eyleme geçeceği bu nokta  özdeşleşme olarak bilinen  mekanizmadadır.İdin gerilimi rahatlatma ihtiyacını gerçekleştirmekte başarısız olması  egonun oluşmasında temel teşkil eden ayrım yeteneğini oluşturur.Bu ayrıştırma sonucunda   idin tamamen sübjektif  içsel dünyası  sübjektif bir iç dünyaya ve objektif bir dış dünyaya bölünür.Bilimdeki tüm ilerlemeler  kişinin kendi kafasındaki dünya ile ilgili zihinsel temsillerinin  daha doğru imgelerle  yani dünyanın gerçekte olduğu şekli ile yapılmasından oluşur.

 

Bir nesne ile ilgili fikir  o nesnenin gerçeği ile  uyuştuğu zaman , fikrin nesne ile özdeşleştirilebildiği söylenir.Düşüncelerin gerçeklerle özdeşleştirilmeleri  yakın ve sırlı bir halde olmalıdır ki bir eylem planı kişiyi amacına ulaştırsın.

 

Bu özdeşleşme mekanizmasının bir sonucu olarak idin ilgisiz ve konseptsiz  imgeler için yatırım yaptığı enerji , gerçek dünyanın  zihinsel bir temelinin yapılışına doğru yönlendirmesi egonun gelişimindeki ilk aşamadır.

 

Zihin ve gerçekliğin fiziksel dünyası arasındaki ayrıştırma  engellenme ve öğrenme ile arasında yer alır.Kişi ğ kalmak istiyorsa imgeler ile gerçeklik arasındaki farkı öğrenmelidir.Şüphesiz doğuştan böyle bir eğilim vardır ve bu eğilim gerekli eğitim ve deneyim ile geliştirilir.

 

Özdeşim ve özdeşleşme arasındaki farka bir örnek olarak rüyasında bir aslan tarafından takip edildiğini gören kişi  , doğal olarak bir aslan tarafından takip edildiğini hisseder.Bir rüya esnasında görülen imgeler temsil ettikleri gerçek nesneden ayrıştırılmazlar.Bunlar özdeşimdir.Bunun tam aksine televizyon seyrede veya  kitap okuyan bir kişi gördüğü resimlerin veya okuduğu kelimelerin , nesneni gerçekten kendisi olduğunu düşünmez.

 

Dış dünyayı nesneleri tanıdıktan sonra bu cümlelerin sübjektif temsillileri  id içindeki cathexlerin içine alınır.Bunlara iddekilerden farklı olarak ego cathexleri adı verilir.Daha sonra özdeşleşme yolları sayesinde  enerji halüsinsyonal  istek gideriminin  yerini almak üzere  gerçeğe it düşüncenin gelişmesi için mevcut hale getirilir.Enerjini idden egoyu bu yağılımı kişiliğin gelişimindeki dinamik olaydır.

 

Egonun içgüdüleri memnun etmesindeki başarı idden daha fazla enerjinin ego içine emilmesini sağlar.Ancak eğer ego başarısız olur ego cathexleri yeniden  içgüdüsel nesne cathexlerine ve gelişmemiş istek giderimi konumun geri çevrilir.Uykuda olanda budur.Normal şartlar altında pişik enerjinin depolanması pişik enerjinin  hemen hemen egonun tekelindedir.İdden yeterince enerji aldığında bu enerjiyi  içgüdülerin tatmini yerine diğer amaçlar için kullanır.Bu enerji  algılama , yer alma ,  öğrenme, hatırlama , kara verme , ayırım yapma, sebepleme ve imgeleme  işlemlerinin psişik sürçleri için kullanılır.Bu süreçler enerji kontrolü egoya geçtikçe artar.Egonun bir kısım enerjisi  gerilimleri motor istemi vasıtasıyla  deşarj edilmesine mani olmak için kullanılır.Bu engellemenin amacı egoya eylem öncesi planlama zamanı bırakmaktır.Bir enerjiyi engellemek için kullanılan enerjiye anti cathex adı verilir.Bir anti cathex , bir cathexe karşı bir enerji birikimidir.

 

Ego içindeki enerji aynı zamanda  yeni cathexlerinin oluşturulmasında kullanılır.Bu neneler her ne kadar ilişkili bağlarla ihtiyaçlarını  karşıladıkları nesnelere bağlı iseler de organizmanın temel ihtiyaçlarını direkt olarak karşılayamazlar.Örneğin açlık içgüdüsü  pek çok  yöne doğru dağılabilir ve açlığın giderilmesi için gerekli olmayan çeşitli aktiviteler haline gelebilir.

 

Egonun içgüdüsel olmayan maçlar adayacağı enerjisinin olmasının sebebi , egonun verimli çalışması durumunda , yaşam için gerekli olan heyeti enerji ihtiyacının da ötesinde fazladan bir enerjiyi üretebilmektedir. Ego bedensel ihtiyaçların karşılanmasında kullandığı enerjide  ne kadar çok  tasarruf yaparsa boş zamanları geçirmek için  yapılacak eylemler için o kadar çok enerjiye sahip olur.

 

Son olarak ego enerjisi  kişiliği oluşturan 3 sistemin sentezi için kullanılır.Bu sentezin amacı iç ahengi sağlamak ve çevreyle problemsiz bir uyum içinde olabilmektedir.

 

SÜPEREGO

 

Cezalandırma ve onaylanma arzusu   çocuğun  kendisini ebeveynlerinin ahlak kurallarıyla  özdeşleştirmesine sebep olur.Bu durum süperegoyu oluşturur.Süperego mükafatlandırıcı  veya cezalandırıcı güçlerle donatılmıştır.Mükafatlandırma benlik ülküsü ile , cezalandırma ise vicdan ile yapılır.

 

Vicdanın yasakları içgüdüsel enerjinin  ya direkt olarak içtepisel davranışlarla   ve istek giderimi ile  yada dolaylı yollarla ego mekanizması tarafından deşarj edilmesini önleyen  yasaklar veya anti cathexlerdir.Yani vicdan hem egoya hem de ide karşıdır ve haz prensibi ve gerçeklik prensibinin işleyişini tıkamaya çalışır.

Vicdan anti cathexleri egonunkinden farklıdır.Egonun direnen güçleri , egonun tatmin edici olarak  bir plan hazırlaması için  nihai eylemin gerçekleştirilmesi amacını yerine getirirler.Vicdan” hayır” derken ego “bekle” der.

 

Benlik ülküsü mükemmele ulaşmaya  çalışır.Benlik ülküsüne çok fazla enerji bağlamış olan kişi  idealist  ve akla önem veren bir kişidir.Gerçekçi değil idealist bir yaklaşım içindedir.Gerçek ile yanlış yerine iyi yada kötü ayrımları ile uğraşır.Kendini ego seçimleri ile tanımlayan ego , kendisiyle gurur duyar.Gurur egoya iyi olmasından dolayı benlik ülküsü tarafından verilen bir mükafattır.Ego kendisini  süperego tarafından  değersiz olarak görülen bir nesne ile özdeşleştirilirse veya seçerse suçlu hissetmesi sağlanarak cezalandırılır.

 

Kullanılan bu enerji sınırlıdır yani ego enerji kazanırsa id ve süperego enerji kaybeder.Kişiliğin bir isteminin enerjilendirilmesi  enerjinin diğer sistemlerden geri çekilmiş olması demektir.Egosu güçlü olan kişinin süperegosu ve idi zayıf olacaktır.

 

CATHEXİS VE ANTİ CATHEXİS

 

İsteksel güçlere cathexis kontrol eden güçlere  de anti cathexis denir.İdde sadece cathexis varken ego ve süperegoda anti cathexisler vardır.Aslında ego ve süperegoda idin  tedbirsiz ve düşüncesiz kontrol etme gereksiniminden doğarlar.

 

Anti cathexis konseptine bakmanın bir diğer yolu da   onu bir içsel  engelleme olarak görmektir.Direnen güç gerilimin deşarj edilmesini engeller.Bu tip engel dışsal  engelden farklıdır.Dışsal engelleme bir yoksulluk veya yoksunluk durumu iken içsel engelleme ise içsel bir yasaklamadır.Freud içsel engellemenin dışsal engelleme bunun oluşumuna zemin hazırlayana kadar var olma konumuna gelmediğini gözlemlemiştir.Yani kişinin içsel kontrollerini geliştirebilmesi için  öncelikle bir yoksulluk yada yoksunluk deneyiminden geçmesi gerekir.Çocuğu hareketleri üzerindeki içsel kontrolünü  geliştirmesinden önce , öncelikle kötü olduğu için cezalandırılması gerekir.

 

İstek ve kontrol güçleri konsepti niçin düşündüğümüzü ve öylece hareket etmemizi anlamamıza yarar.İstek güçleri kontrol edici güçlerden güçlü ise  ya bazı eylemler yapılacak  yada bazı düşünceler olgun hale gelecektir.Eğer anti cathexisler cathexislerden daha ağır basarsa o zaman eylem veya düşünce bastırılacaktır. Ancak hiç anti cathexis yoksa bile  farkındalık veya eylem zihinsel ürecin çok az şarj edilmesinden dolayı başarısız olacaktır.Hafıza izleri yeterince şarj edilmeyen biri hatırlayamayacaktır.Yeni bir şeyin öğrenilmesi eskiden öğrenilmiş bir şeyin öğrenilmemesi veya unutulmasıdır.Buna sebep pişik enerjinin sınırlı olmasıdır.Unutulan bir telefon numarası rehbere bakılarak yeniden hatırlana bilir, bun hafıza tazelemesi denir .Diğer bir taraftan kişi hafıza izlerine bir direncin veya anti cathexisin karşı çıkmasından dolayı da  bir şey hatırlamayabilir.batırılmış bir anı ya anti cathexisin gücünün azaltılmasıyla yada cathexisin güçlendirilmesi ile hatırlanabilir.Genelde bastırma ne kadar çok kırılmaya çalışılıra dirençte o oranda artar.

 

Anılar 2 sebeple bastırılır   ya acı vericidir yada acı veren bir  şeyle ilgilidir.her iki durumda da  anti cathexisler  rahatsızlık veya anksiete duymasından korunması amacını güder.Bir dişçi randevusunu unutmak bir partiyi unutmaktan daha kolaydır.

 

Kişilikteki istek ve kontrol güçlerinin gerçeğinin varlığı yaşamın her alanında  daimi olarak gündemdedir.Bir şeyin dilin ucunda bulunması  batırmanın işler olduğunu belirtir.

 

Bir cathexise bir anti cathexis tarafından karşı çıkılmasına   içsel veya endopsişik çatışma denir.Endopsişik çatışma kişilik içinde yer alandır.Bu tür çatışmalar çevre ile yapılan çatışmalardan ayrıdır.Her ne kadar sayıları çok fazla olsa da endopsişik çatışmalar  id ego çatışmaları, ego süperego çatışmaları olarak iki grupta toplanabilir.Ego tüm çatışmalardaki ortak elemandır.

 

Kişiliğin her bir süreci cathexis ve anti cathexisin içsel oyunları tarafından düzenlenir. Bunlar arasındaki  denge çok hassastır.Bu hassaslık bir şeyi yapmak veya  yapmamak sınırındadır.Kişiliğin itici ve frenleyici güçleri arasında  hemen hemen  her zaman var olan   bu hassas denge herhangi bir durum içinde nasıl bir eylemde  bulunacağının tahmin edilmesini oldukça imkansız kılar .Küçücük bir durumda kişilerin ve toplumların hayatında büyük değişiklikler meydana gelebilir.Rahatsızlık veren bu böyle bir durumu kolaydır.Hatta elde edilen herhangi bir sonucun  etiolojik faktörlerini tamı tamına  bildiğimizi farzetsek bile  biz bunları ancak nitelik olarak görebiliriz  yoksa göreceli güçler bazında değil.bizler en sonunda sonucu görünce hangi faktörlerin daha güçlü olduklarını görebiliriz

 

 | Puan: 1 / 1 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazylmamy?

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    




Arama ARAMA