İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2202740 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

ARJANTİN EKONOMİSİ

Kategori Kategori: Ekonomik | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 3462 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 14 Nisan 2007 15:55:56

Arjantin de yaklaşık 1920 li yıllardan beri süregelen ekonomik sıkıntı, ekonomiyi düzeltmek üzere birçok ekonomik programın uygulanmasına sebep olmuştur.

ARJANTİN EKONOMİSİ   

Arjantin’ de yaklaşık 1920’ li yıllardan beri süregelen ekonomik sıkıntı, ekonomiyi düzeltmek üzere birçok ekonomik programın uygulanmasına sebep olmuştur.

Bu programların birçoðu kısa zamanlarda etkili olmuş, enflasyonu düşürmüş ancak uzun vadeli olumlu cevaplar verememiştir. Hatta bazen diðer ülkelerde uygulanan programlar taklit edildiyse de aynı programın her ülkede benzer sonuçlar vermemesi doðaldır. Ülkelerde ki ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel farklılıklar, benzer programların sonuçlarında bazı farklılıklar oluşmasına yol açabilir. Ancak programın arkasındaki toplumsal ve siyasal destek, programların başarısını belirleyen en önemli güç olarak ortaya çıkıyor. Ve maalesef ki Arjantin de hemen hemen yüz yıldır ekonomik ve politik bir toplumsal uzlaşmanın eksikliði yaşanmakta. Bu da ekonomisini düzeltememesinin en büyük özelliði olarak görünüyor. 

 

     Oysa 100 yıl önce Arjantin’in dünyadaki konumu çok farklı idi. Soðutma teknolojisinde ve denizyolu taşımacılıðında meydana gelen gelişmeleri Arjantin’ in Avrupa’ ya yüksek miktarlarda et ve tahıl ihracatını mümkün kılınca ülke hızlı bir ekonomik büyüme sürecine girmişti. 1913 yılında dünyanın en zendin 10’ uncu ülkesi olan Arjantin bugün kişi başına düşen geliri Avrupa ortalamasının yüzde 40 altında. Arjantinliler ise altmış yılı aşkın bir süredir bir türlü gerçekleşemeyen yeni bir atılımın başlamasını beklemektedirler. Aslında haksızlıkta yapmamak gerekirse 1990-98 döneminde Arjantin’ de kişi başına düşen gelir yüzde 42 arttı. Aynı dönemde Meksika ve Brezilya yaklaşık yüzde 20’ lik bir ekonomik büyüme kaydederken arjantin ekonomisi yüzde 60 oranında büyüdü. Herşey yolunda gidiyor gibiydi ancak Arjantin ekonomisi 1998 yılında üç yıldır devam eden ekonomik durdunluðun içine sürüklenmiştir.

 

     Arjantin’ in sorunları 1920’ lerde başladı. O yıllarda meydana gelen tarımsal bunalımın ardından 1929 büyük bunalımı ve onun ardından da ticarette korumacılık dönemi geldi. Bütün bunlar, ekonomisinin temelini tahıl ve et üretim ve ihracatın oluşturduðu Arjantin için yıkıcı gelişmelerdi. 1930’ lu yıllarda daralan dünya ticaret hacmi, ekonomik refahını tarımsal ürün ihracatından saðlayan Arjantin’ de ekonomik politikaların gözden geçirilmesine yol açtı. Bu dönemde Arjantin, kakınma hamlesini devletin yönlendirmesi gerektiðini düşünen ve sanayide kendi kendine yeterlilik hayali kuran otoriter yöneticilerin yönetimi ele geçirdikleri bir döneme girdi. 1945’ ten sonra dünya, piyasa piyasa güçlerinin önemini yeniden keşfederken; Arjantin Juan Domingo Peron’ un görüşlerinin büyüsüne kapıldı. Mussolini’ nin ekonomik ve sosyal görüşlerinden de yoðun bir biçimde etkilenen Peron, sanayileşmenin yalnızca devlet tarafından yönlendirilmesini deðil; bı işin, çoðunluðu devlet mülkiyetindeki işletmelerce yapılmasının gerekli olduðunu düşünüyordu. Ekonomide devlet mülkiyetini sanayileşme hamlesinin itici gücü alan bu kalkınma stratejisi, Arjantin’ e aradıðı çıkışı saðlayamadı.

 

     Ülke ekonomik olarak güç kaybederken, siyaset de bir türlü istikrara kavuşamıyordu. Ikinci dünya savaşından 1980’ li yıllara kadar Arjantin birbirini izleyen askeri darbeler yaşadı. Ekonomik sorunlara koşut olarak toplumsal gerilim, 1976-83 döneminde giderektırmandı. Bir yandan sol eylemler şiddetini arttırırken buna karşılık uygulanan devlet terörü de giderek çirkin bir hal almaktaydı. Arjantin’ li generaller, azalan kamuoyu desteðini arttırmak için şanslarını Falkland’ de Ingiltereye karşı denemek istediler. Savaş, askeri yönetimin sonunu getirirken demokrasiye de bir fırsat saðladı.

Demokrasi denemesi, 1983-89 döneminde iktidarda kalan Başkan Raul Alfonsin’ in seçilmesi ile iyi bir başlangıç yaptı ama ekonomik cephede işler pek de iyi gitmiyordu.

 

     Seçimleri kazanışının ardından Alfonsin, Bernardo Grinspun’ u Ekonomi Bakanı olarak atadı. Grinspun, ekonomiyi canlandırmak için geleneksel genişlemeci politikalara başvurduysa da sonuç beklendiði gibi olmadı. Bu genişlemeci politikalar ekonomik durumu daha da kötüleştirdi.

1984’ ün üçüncü çeyreðinde enflasyon yüzde 1000’i aşmıştı. Enflasyon, 1984’ ün son çeyreðinde biraz hız kestiyse de, 1985 yılının başlarında tekrar çok yüksek oranlarla geri döndü. Bu başarısızlıðının üzerine alfonsin Grinspun’ u görevden almak zorunda kaldı.

Ve 14 Haziran 1985 te Austral Planı halka açıklandı.

 

( Juan Sourouille’ nin başını çektiði küçük bir teknokrat grup tarafından hazırlandı)

 

Austral Planı; enflasyona karşı mücadeleye artık keni kendini besler bir biçime bürünmüş enflasyonist beklentileri kırmala başladı: Pesonun üç sıfırı atılarak yeni para birimi Austral oluşturuldu; ücretler, fiyatlar ve döviz kuru donduruldu.

Austral Planı uyarınca, Merkez Bankası’ nın bütçe açıðını kapatmak için para basması yasaklandı. Austral Planına ABD Merkez Bankası’ndan da destek geldi. ABD Merkez Bankası’ nın da desteði ile Arjantin, özel bankalar ile başarılı bir dış borç ödeme takvimi üzerinde anlaştı ve bu anlaşma IMF ile imzalanan stand-by anlaşmasının öngördüðünün de üstünde 2 milyar dolarlık bir rezerv artışına yol açtı.

Plan; bütçe açıðını, yeni vergiler getirip varolan vergilerin oranlarını yükselterek ve KDV’ nin toplanma sürelerini kısaltarak GSYH’ nin yüzde 2,52’ ine indirmeyi amaçlamaktaydı.

Kamuoyu Austral Planını memnuniyetle karşıladı ve ilk sonuçlar, tüm beklentilerinde üzerinde olumlu idi. Programın uygulandıðı ilk dokuz ayda enflasyon düşmüş, programın işsizlik üzerindeki etkisi korkulduðu kadar olmamış ve ekonomi 1985’ in ikinci yarısından itibaren büyümeye başlamış idi.

Austral Planının enflasyonu düşürmekte başlangıçta gösterdiði başarı, australin aşırı deðerlenmesine yol açmıştı. Arjantin’ in dış borç faiz ödemeleri, önemli miktarlarda dış ticaret fazlası vermesini gerektiriyordu. Bu durum, Austral Planını, döviz kurunun deðerlenmesine karşı aşırı duyarlı hale getirmekteydi. Bunun üzerine hükmet, bir yandan kamu finansmanı ve dış ticarette meydana çıkan açıkları gidermek, diðer yandan da sendikaların artan taleplerine karşılık vererek reel ücretlerdeki aşınmayı kapatmak için fiyatlarınn ve ücretlerin dondurulması uygulamasına 1986 Nisanında son verdi. Hükümetin bu tutumu bir anlamda, enflasyonla mücadeleden vazgeçilmeye başlandıðının ilk işareti olarak algılandı.

Hükümetin enflasyonla mücadelede politik tutumunu deðiştirmesinin bedeli aðır oldu. Enflasyon, 1987 Şubatında aylık yüzde 8’ e yükseldi. Bunun üzerine Alfonsin yönetimi yeniden ücret ve fiyatları dondurmak zorunda kaldı. Austral Planını kurtarmak adına yapılan bu son hamlede işe yaramayınca 1987 sonunda Austral Planı fiilen terkedilmiş oldu.

1988 Aðustosunda Alfonsin, bu kez Primavera adındaki yeni bir heteredoks planla kamuoyu karşısına çıktı ama, bu planın ömrüde uzun sürmedi ve enflasyon artmaya devam etti.

 

1989 yılı Arjantin tarihinde önemli bir dönüm noktası oluşturur. O yıl, arjantin, tarihinde ilk kez seçimle iş başına gelmiş bir devlet başkanı, yine seçimle gelen ve bir başka partiden olan yeni devlet başkanına görevi teslim etti. Gelişmeler, Arjantin demokrasisi için olumlu işaretler veriyordu ama ayı şeyi ekonomi için söylemek zordu. Yeni seçilen devlet başkanı Carlos Menem’ in görevi üstlendiði Temmuz ayında aylık enflasyon, yüzde 197 idi.

 

Başlangıçta Menem, makroekonomik cephede yavaş yavaş ilerlemeye başladı ve ‘’Bunge and Born Planı’’ nı uygulamaya soktu. Alfonsin dönemindeki Austral Planında olduðu gibi fiyat dondurmalarını içeren bu plan, kısa sürede başarısızlıkla sonuçlandı ve hükümet Aralık 1989’ da develüasyona başvurmak zorunda kaldı. Bu noktada, tüm fiyat kontrolleri terkedildi ve döviz kurları dalgalanmaya bırakıldı. 1990 yılının ilk çeyreðinde, bekleneceði gibi, enflasyon yeniden yükselişe geçti ve daha sonrada aylık yüzde 11 gibi bir düzeyde istikrar kazandı. Ekonomik krizin doðurduðu baskıyla Menem, kontrolden çıkmış enflasyonu dizginlemek için 1991 yılının Ocak ayında Domingo Cavalo’ yu ekonomi bakanlıðına getirdi ve kısa bir süre sonrada günümüze kadar gelen meşhur Convertibilite Planı uygulanmaya başladı.

Bu yasaya göre Merkez Bankası;

1- Kuru sabitleyip, bu kurdan döviz işlemleri yapacak,

2- Parasal tabandaki deðişmeleri birebir döviz rezervindeki deðişmelere            baðlayacaktı.

Pesonun deðeri brebir düzeyinde dolara baðlanmıştır. Bir başka deyişle, Amerikan doları, biçimsel olarak peso adıyla Arjantin’ in resmi para birimi haline getirilerek, iç piyasadaki fiyatların dolarizasyonu gerçekleştirilmiştir.

 

Convertibilite Planının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi de başlangıçta olumlu olmuştur. 1986 yılı fiyatları ise GSYIH; 1991 yılında yüzde 10,5,  1992’ de yüzde 10,3, 1993’ te yüzde 6,3, 1994’ te yüzde 8,5 oranında büyüdü. 1995 yılında Meksika krizinin de etkisiyle yüzde 4,6 küçüldüyse de 1996 yılında büyüme hızı yeniden pozitife döndü ve ekonomi yüzde 4,3 oranında büyüdü.

 

Ancak fiyatların dolara göre belirlenmesi, bir yandan Brezilya, Asya, Meksika ve Rusya krizleri sonucunda güçlenen doların ülkenin rekabet güzünü azaltması, bir yandan reel ücretlerin düşmesini saðlarken, diðer yandan da ithalatı arttırmıştır. Bunun sonucu olarak, dış ticaret açıðı giderek büyümüş ve 1997 yılına gelindiðinde dış ticaret açıðı 4 milyar dolara ulaşmıştır. Dış ödemeler dengesindeki açık ise 12 milyar dolar seviyesine çıkmıştır. 1999 Ocak ayında kaçınılmaz olan devalüasyon yaparak dış ödemeler dengesi açıðını ve buna baðlı olarak ortaya çıkan dış borç artışını önlemeye çalışan Arjantin hükümeti, Mart 2000’ de IMF ile yeni bi stand-by anlaşması imzalayarak yeni ‘’istikrar paketi’’ni uygulamaya sokmuştur.

 

GSMH’ sı 324 milyar dolar ve toplam borçları 171 milyar dolara ulaşan Arjantin için de IMF anlaşmalarının bilinen ‘’hedefi’’, yani dış borçların düzenli olarak ödenmesi sorunu, ülke içi kaynakların neredeyse tümüyle dış borç ödemeleri için kullanılmasını gerektirmektedir. Bu ise, ülke içi kaynakarın dış borç ödemelerine gitmesi sonucu, iç sermaye birikimin yok seviyesine düşürürken, yeni yatırımlar için kredi talepleri karşılanmasını olanaksız kılmaktadır. Ve dolayısıylada faiz oranları olaðanüstü yükselmiştir.

Bu ortamda, IMF ‘’program’’ ı, gerek yapılan devalüasyon, gerekse uygulanan para politikalarına raðmen işlevsiz kalımıştır. Burada ortaya çıkan ve Arjantin gibi pekçok Latin-Amerika ülkesine özgü olan olay, devlet hesapları ile ülkenin genel ekonomik ‘’muhasebesi’’ arasındaki farklılıktır.

Öte yandan, dünya ekonomik buhranının derinleşmesi ve emperyalist ülkelerde durgunluðun ortaya çıkması, Arjantin kadar tüm geri kalmış ülkelerin ürünlerine olan talebi de azalttıðından, ihracat ‘istenilen seviyede’ gerçekleşmemiştir.

 

Arjantin’ in dış borç ödemeleri için gerekli kaynaðı bulamaması üzerine IMF den beklediði krediyi alamamış. Bunun üzerine tam moratoryum ilan edicekken IMF nin istediði doðrultuda yeni düzenlemeler yapmayı kabul etmiştir. Arjantin hükümeti, kamu harcamalarını kısmayıi emeklilik yasası ile vergi sistemini deðiştirmeyi kabul ederek IMF den istediði krediyi alabilmiş ancak 2001 yılına kadar 20 milyar dolar tasarruf yapması beklenmişti

 

Ve bildiðimiz üzere bu tasarrufu yapamadı. Ve IMF’ ye olan borcunu ödeyemedi.

 

Şu anda 132 milyar dolar kamu borcu bulunan Arjantin’ in bu duruma düşmesini kısaca;

Yerel Para birimini Dolara endeksledikten sonra, yanlış politikalar uygulaması yani dolara endekslenen yerel para birimi nasılsa Dolara endekslendi diye piyasalara gereðinden fazla para sürülmesi, yani karşılıksız para basması yatmaktadır. Bu duruma düşülmemesi için piyasalara gereðinden fazla para sürülmesiyle birlikte pezonun deðer kaybetmesine olanak saðlanması gerekiyordu. Arjantin’ in bugünkü Kaos ortamına yol açan en önemli nedenlerinden biri budur.

Diðer nedenleri ise şu şekilde sıralayabiliriz;

Yolsuzlukların yoðun bir şekilde devam etmesi,

IMF(uluslararası para fonu)’ nun ‘’Para Kurulu’’ modelinde ısrar etmesi,

Küresel ekonomideki durgunluk,

Ekonominin sıcak para girişine baðlı kalması,

Altyapısız, yanlış ve hızlı özelleştirme.

 

Arjantin de son durumuda şöyle özetleyebilirim ki

2001 yılında devlet başkanı Fernando de la Rua tarafından tekrar göreve çaðırılan Cavallo, ekonomiyi durgunluktan kurtarmak için IMF ile masaya oturdu, vergileri indirdi, ihracat için teşvik verdi, kısa vadede yıðılan borç yükünü hafifletmek için takas yaptı ancak yerel yönetimlerdende harcamalarını derhal kısmalarını istemesi üzerine eyaletlerin ve muhalefet partilerin baskısı ile karşı karşıya geldi.

 

Arjantin Hükümeti’ nin piyasaların güvenini kazanması ve yaklaşan çöküşten kurtulması için, IMF tarafından ya devalüasyon yapması yada Arjantin’ in ulusal para olarak ABD Doları’ nı kabul etmesi üzerine baskı uyguluyor.

Ancak Arjantin Hükümeti on yıldır denetim altına alınmış enflasyonu daha da yükseltme gerekçesiyle bu iki önlemede soðuk baktı.

 

Bu olumsuzlukları göz önüne alan IMF, ülkeye vereceði1,3 milyar dolarlık kredi dilimini askıya aldı. Ve ardından Dünya Bankası ve ABD Yatırım Bankası 1,1 milyar dolarlık kredi dilimini ertelemesi üzerine Arjantin Hükümeti, vadesi gelen borçları karşılayabilmek adına bankalardaki özel emeklilik fonlarına el koyma kararı aldı. Ekonomi Bakanı Cavallo, 3,2 milyar dolara ulaşan bu kaynaðın devlet bankasından alınarak hazinenin hesabına aktarılacaðını, kamu çalışanları ile emekli maaşlarının ödeneceðini söyledi. Bunun üzerine halk daha da paniðe kapılarak bankalardaki paralarını çekmek istedilerse de hükümet, mali sistemdeki çöküşü ve nakit krizini önleyebilmek için tasarruf sahiplerinin bankalardan çekebilcekleri para tutarını haftalık 250 peso ile sınırlandırdı. Halk iyice çileden çıkarak ayaklanmalara başladı.  Mart ayında göreve getirildiðinde ‘kurtarıcı’ gözüyle bakılan Cavallo almış olduðu son kararlar yüzünden halktan büyük tepki aldı. En sonunda kendide başarısızlıðını kabul eden Cavallo ardından ise devlet başkanı Fernando de la Rua istifalarını verdiler.

Fernando de la Rua’ nın 21 Aralıktaki istifasından sonra Arjantin’ de iki hafta  içinde beş devlet başkanı deðişti;

Fernando de la Rua’ nın ardından Senato Başkanı Ramon Puerto toplam 48 saatliðine başkan oldu. 23 Aralık’ ta Puerto, ana muhalefetin adayı San Luis Valisi Adolfo Rodriguez Saa’ yı başkan seçti. Ancak o da 7 gün boyunca başkanlık görevinde kaldı. 30 Aralık’ ta başkanlık yine Senato Başkanı’ na kaldı ancak o da istifa edince, Meclis Başkanı Eduardo Camano 48 saatliðine başkan oldu.

Arjantin de son olarak göreve gelen Devlet Başkanı Eduardo Duhalde, Ekonomi Bakanı Jorge Remes Lenicov ile birlikte yaklaşık onbir senedir amerikan doları ile birebir eşit tutulan pesoyu Arjantin’ in iflas ettiðini açıklayarak yüzde 28,6 oranında devalüe ettiklerini halka açıkladı.

Arjantin’ de son olarak, Ekonomi yönetiminin şubatta uluslararası kuruluşlar ve yatırımcılarla görüşüp 141 milyar dolarlık kamu borcunun yeniden yapılandırılmasının istenmesi gündemde. Aynı zamanda hükümetin 15-20 milyar dolarlık bir yardım paketi talep edileceði beklenmektedir.

 

 

 

 | Puan: 10 / 1 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazylmamy?

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA